8 Haziran 2010 Salı
İSLAM DÜNYASINDA YARATILIŞÇILIK YÜKSELİYOR
New York City'de basılan ve 1 milyonun üzerinde tirajı ile ABD'deki en büyük gazetelerden The New York Times 3 Kasım 2009 tarihinde "İslam Dünyasında Genç Dünya Anlayışı İçermeyen Yaratılışçılık Yükseliyor" başlıklı bir habere yer verdi. Haberde Sayın Adnan Oktar'ın Yaratılış Atlası'na ve Darwin karşıtı çalışmalarının dünya çapında meydana getirdiği değişime dikkat çekildi. Söz konusu haberde Darwinizme inanmayanların sayısının gittikçe yükseldiği, evrim teorisinin öğrenciler arasında daha fazla sorgulandığı vurgulandı:
Geçen ay bu konuyu görüşmek üzere biraraya gelen uluslararası akademisyenler MÜSLÜMAN DÜNYASINDA YARATILIŞÇILIĞIN TÜRKİYE’DEN, PAKİSTAN’A VE ENDONEZYA’YA ULAŞARAK GELİŞTİĞİNİ AÇIKLADILAR... GİDEREK ARTAN SAYIDA KİŞİ yaşlı dünya anlayışını savunan YARATILIŞÇILARA KATILIYOR... Canlılığı Allah’ın yarattığı ve hayatın tesadüfi olayların rastgele bir sonucu olmadığı düşüncesinde ısrar ederek biyologlarla tartışıyorlar.
... Türkiye’deki durum farklı ve yalnız geçtiğimiz birkaç on yıl içinde düşünceler değişikliğe uğradı... Yaşlı dünya anlayışına sahip TÜRK YARATILIŞÇI HARUN YAHYA'NIN, TÜRKİYE’DE OLDUĞU KADAR BAŞKA YERLERDE DE ÜNÜ YAYILDI. McGill araştırmacılarının tespitlerine göre, dünyanın dörtte biri mesafe uzaklıktaki Endonezya’da biyoloji öğretmenlerinin büyük bir kısmı sınıflarında YAHYA BEYİN YARATILIŞI SAVUNAN KİTAPLARINI KULLANIYORLAR.
… Batı’da İslami yaratılışçılığın daha kuvvetli olduğunu gösteren deliller bulunuyor. McGill araştırmacılarına göre örneğin Toronto ve yakınındaki İslami okullarda eğitim gören lise öğrencileri, Endonezya ya da Pakistan’daki öğrencilerden daha fazla evrimden şüphe ediyorlar…
3 Mart 2010 Çarşamba
Eski Rahip Yusuf Estes: 'Rahibler İslam'a Hayranlar...'
Müslüman olan Amerikalı rahip Yusuf Estes anlattığı hidayet hikâyesinde ABD`de özellikle Katolik rahip ve vaizlerin İslâmiyet`e büyük ilgi duyduğunu ve hatta birçok rahibin İslâm üzerine doktora yapmakta olduğunu ifade ediyor.
Estes`e göre önyargısız rahiplerin İslâm hakkında genel kanaati olumlu yönde.
Şok edici bir haber - Meğer Müslümanlar, zaten İncil`e inanıyorlarmış...
O gün, 1991`in baharında, Müslümanların İncil`e inandığını öğrenmiştim. Şok oldum. Bu nasıl olabilirdi? Fakat bununla da kalmıyordu: Onlar İsa`ya da inanıyordu..
Müslümanlara göre de:
*Allah`ın sadık bir elçisi;
* Allah`ın peygamberi;
* Babasız bir şekilde mucizevî olarak doğdu;
* O Mesih`ti;
* O şimdi Allah`la beraber ve çok önemli bir yeri var;
* Kıyamet yaklaştığında geri dönecek ve inananların yanında imansızlara karşı duracak...
Ruhumu İsa`ya adadığım günden sonra, bir Müslümanı Hıristiyan yapmak, benim için olağanüstü bir gelişim olacaktı.
BİR BARDAK ÇAY EŞLİĞİNDE İNANÇ TARTIŞMASI
Adama çay içmeyi sevip sevmediğini sordum, sevdiğini söyledi. Oradan kalkıp, hep beraber, benim favori sohbet konum hakkında konuşmak üzere bir kafeteryaya gittik. Konu tabiî ki inançlardı. Saatlerce sohbet ettiğimiz kafeteryada şunun farkına vardım: Bu adam sessiz, sakin, hoş ve biraz da utangaç bir insandı. Benim söylediğim şeylerin her kelimesini dinledi ve bir kere olsun sözümü kesmeye yeltenmedi bile. Bu adamı sevmiştim ve iyi bir Hıristiyan olma potansiyeli sezmiştim. Ve bu işin olacağına, kesin gözüyle bakmaya başlamıştım. Halbuki, başıma gelecekler hususunda, ufacık bir bilgim dahi yoktu.
MUHAMMED EVİMİZE TAŞINIYOR
Herşeyden evvel, babama, bu adamla iş yapmaya, mutlaka, devam etmesi gerektiğini söyledim. Ve Texas`a yaptıkları iş seyahatlerinde, bu adama bazen eşlik etmek istediğimi de söyledim. Gün be gün, beraber bolca vakit geçirmeye ve bir çok konuda konuşmaya başladık. Sohbet aralarında radyolarda ve seminerlerde verdiğim vaazlardan, konuşmalardan örnekler sunuyordum. Bu zavallı adamı “kurtarmaya” iyice niyetliydim. Allah hakkında konuştuk, hayatın anlamı, yaratılışın gayesi, peygamberler ve görevleri, Allah`ın buyruklarını insanlara nasıl vahyettiği konularından bahsediyorduk. Ayrıca bir çok şahsî deneyimlerimizi ve hatıralarımızı da paylaşıyorduk.
Bir gün, artık arkadaşım olan Muhammed`in, şimdiye kadar kaldığı evden taşınmak zorunda kaldığını ve geçici bir süre için camide ikamet edeceğini duydum. Babama gittim ve Muhammed`i şehirdeki büyük evimizde ağırlamak istediğimi söyledim. Ne de olsa güvenilir bir insandı ve gönül rahatlığı ile evimizde onu misafir edebilirdik. Israrlarımız netice verdi ve Muhammed evimize taşındı.
VAAZLARA DEVAM
Tabiî ki, ben hâlâ Texas civarındaki kiliseleri ve oradaki pederleri ziyarete zaman buluyordum. Bunlar Texas`ın Oklahoma bölgesinde ve Mexico bölgesinde yaşıyordu. Bunlardan biri, arabadan daha büyük olan bir haçı, tıpkı İsa`nın çarmıha gerilmeye götürülürken yaptığı gibi, omuzunun üstüne almış ve cadde ve sokaklarda bu şekilde dolaşıyordu. Bunu yapmayı seviyordu, zira yoldan geçen arabalar duruyor ve bu adama ne yaptığını soruyordu. O da onlara Hıristiyanlık ile ilgili nasihatler veriyor, vaaz ediyordu.
PEDERİN KALP KRİZİ
Bir gün, haçı omuzunda taşıyan peder arkadaşım kalp krizi geçirdi. Yakınlardaki bir hastaneye sevkedildi. Sık sık kendisini hastanede ziyaret ediyordum. Çoğu zaman bu ziyaretlere Muhammed`i de götürüyordum. Orada peder arkadaşımla birlikte, inancımız hakkında güzel bilgiler paylaşmayı umuyordum. Peder arkadaşım bu ziyaretlerden pek haz almıyordu. Anlaşılan, İslâm hakkında şeyler duymak hoşuna gitmemişti. Bir gün, yine böyle bir ziyaret esnasında, peder ile aynı odayı paylaşan bir hasta tekerlekli sandalye üzerinde odaya girdi. Yanına gittim ve adını sordum. Adam adının önemli olmadığını ve kendisinin Jüpiter gezegeninden geldiğini söyleyiverdi. Bir an, “kardiyoloji servisinde miyim, yoksa ruhsal hastalıklar servisinde miyim” diye içimden geçirdim.
TEKERLEKLİ SANDALYEDEKİ ADAM
Bu adamın kimsesiz bir depresif olduğunu ve birilerine ihtiyaç duyduğunu hissettim. Bunun üzerine ona Allah`tan bahsetmeye başladım. Eski Ahitten pasajlar okudum. Ona Nuh`un hikâyesini anlattım. İnsanlarını ve şehrini bir gemi üzerinde terk etmek zorunda kalışını ve sonra tufanın gelip heryeri yerle bir edişini anlattım. Daha sonra Ninova`ya dönüşünü hatırlattım. Anlatmak istediğim, problemlerimizden kaçamayacağımız ve onlarla yüzleşeceğimizdi.
KATOLİK RAHİP
Bu hikâyeyi anlattıktan sonra, adam bana baktı ve özür diledi. Kaba davranışından dolayı üzgün olduğunu, ancak son günlerde çok büyük sorunlar yaşadığını söyledi. Daha sonra ise, bana itiraflarda bulunmak istediğini söyledi. Ben de ona, “Ben Katolik bir rahip değilim. Benimle günah çıkartamazsın” dedim. Bunun farkında olduğunu söyledi ve şu cevabı verdi: “Aslında ben bir Katolik rahibim.”
Şok olmuştum. Ben, bir papaza, Hıristiyanlığı anlatmaya çalışıyormuşum meğer. Dünyada neler oluyor böyle.
LATİN AMERİKA`DAKİ RAHİP
Rahip, bana, hikâyesini anlatmaya başladı. 12 yıldan fazla kilise için Orta Amerika, Mexico ve New York`ta misyonerlik yaptığını anlattı. Hastahaneden çıktıktan sonra kalacak yeri olmadığını, kimsesi olmadığını söyledi. Bunun üzerine babama büyük evimizde Muhammed ile birlikte bir misafire daha yerimiz olup olmadığını sordum. Babam kabul etti. Rahip de razı oldu. Ve evimize taşındı.
RAHİPLER İSLÂMI ÖĞRENMELİ Mİ? EVET!
Evimize doğru giderken, rahip ile İslâm hakkında yanlış bildiğimiz şeyleri paylaştım. Benim için sürpriz oldu, ama rahip de bunları bildiğini söyledi. Ve bu konuda daha çok şeyler söyledi. Rahip, bana, Katolik papazların, İslâm üzerine eğitim aldıklarını ve bazılarının bu hususta doktora bile yaptıklarını söyleyince, adeta şok geçirdim. Bu beni oldukça aydınlattı, fakat sürprizler daha bitmemişti.
İNCİL`İN FARKLI VERSİYONLARI
Rahip evimize taşındıktan sonra, her akşam yemeğinin ardından dinler hakkında sohbetler etmeye başladık. Birgün babam, İncil`in Kral James versiyonunu getirmişti, ben ise revize edilmiş standart İncil versiyonunu getirmiştim, eşimde ise, daha farklı bir İncil versiyonu vardı (Sanırım Jimmy Swaggart`ın “Modern insana iyi haber”i gibi birşeydi).
Rahipte ise, tabiî ki İncil`in Katolik versiyonu vardı. Bizler hangi İncil`in doğru olduğu konusunda, Muhammed`i Hıristiyan yapmak için uğraştığımızdan daha fazla vakit kaybediyorduk.
KUR`ÂN`IN SADECE BİR VERSİYONU VAR VE HÂLÂ AYNEN DURUYOR
Tartışmamız sırasında, bizi dinleyen Muhammed`e dönüp, 1400 yıl içinde Kur`ân`ın kaç versiyonunun ortaya çıktığını sordum. O bana dünyada sadece bir adet Kur`ân olduğunu söyledi. Bunun asla değiştirilmediğini ve asla değiştirilemeyeceğini de ekledi. Bununla birlikte, Muhammed sayesinde, Kur`ân`ın farklı ırklardan yüzbinlerce insan tarafından, aynı şekilde ezberlendiğini de öğrendim.
Asırlar boyunca Kur`ân milyonlarca insan tarafından ezberlenmiş, nüshadan nüshaya, âyet âyet, sûre sûre geçirilmiş, eksiksiz ve hatasız bir şekilde günümüze aktarılmış. Bugün 9 milyonun üzerinde insan, Kur`ân`ın her âyetini, kelimesi kelimesine ezberlemiş durumdaymış.
BU NASIL OLABİLİR?
Bu, bana imkânsız gibi geldi. Her şey bir yana, İncil`in orijinal dili günümüzde kullanılmayan ölü bir dil ve orijinal İncil nüshaları da asırlar içinde kaybolmuştu. Öyleyse, bir kutsal kitabı, asırlar boyu, âyet âyet aynen muhafaza etmek, nasıl bu kadar kolay olabilmişti.... "
UYUŞTURUCU KAÇAKÇISI CLIFFORD BROWN HARUN YAHYA'NIN KİTAPLARIYLA MÜSLÜMAN OLDU
Harun Yahya'nın kitaplarıyla Müslüman oldu
İngiltere'de uyuşturucu kaçakçılığı yapan Clifford Brown Harun Yahya'nın kitaplarını okuyarak İslam dinini seçtiğini söyledi.
Brown "Mescidde tanıştığım bir İngiliz Müslüman bana Harun Yahya'nın kitaplarının bir kısmını hediye etti. Bu kitaplar beni çok etkiledi Harun Yahya'nın kitapları sayesinde İslam ve Allah ile ilgili kafamı karıştıran soruların cevaplarını buldum ve Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldum." dedi.
Aslı Jamaikalı olan fakat İngiltere'de doğup büyüyen Bilal Brown Müslüman olmadan önce tam bir suç makinesiymiş. Uyuşturucu satıcılığından araba hırsızlığına kadar her türlü kötü işe bulaşan Bilal'in de son derece ilginç bir hidayet öyküsü var. İslam'a girmeden önce Clifford Brown ismini kullanan Bilal kendisi gibi sonradan Müslüman olan İngiliz bir hanımefendiyle evli ve Bilal'in 1.5 yaşında Safiye isminde güzel bir kızı var. Daha önce Hıristiyan olan 9 İngiliz'in Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olmasına vesile olan Bilal şu an Şam'da İslami ilimler alanında eğitim görüyor. İşte eski uyuşturucu kaçakçısı Bilal'in öyküsü….
-Uyuşturucu satmaya nasıl başladınız?
Ailem fakir bir aileydi ve Olthem'de oturuyorduk Olthem İngiltere'nin en tehlikeli bölgelerinden biridir. Burada genelde yabancılar yaşar ve en tehlikeli gangasterler araba hırsızları ve uyuşturucu kaçakçıları Olthem'den çıkar. Olthem ayrıca çetelerin merkezidir buradaki çeteler sık sık olay çıkarıp polisle çatışırlar. Hatta İngiliz Polisi Olthem'deki bazı sokaklara girmeye çekinir. Olthem'de birçok yabancı yaşıyordu ve benim arkadaş grubum genellikle Pakistanlılardan oluşuyordu. Pakistanlı arkadaşlarımın birçoğu benim gibi uyuşturucu kullanıyordu. Lisedeki hayatım hiç iyi değildi. 16 yaşımda kokain kullanmaya başladım. Liseden sonra da bir uyuşturucu çetesine katıldım ve caddelerde uyuşturucu sattım ve araba hırsızlığı yaptım. Berbat bir hayatım vardı; fakat çok iyi para kazanıyordum. Benim çalıştığım çetenin içinde Pakistanlılar ve Bangladeşliler de vardı. Hatta satacağımız eroini Pakistanlılar sayesinde Afganistan'dan getirtiyorduk. Zekâm ve cesaretim sayesinde zaman içinde çetenin içinde yükseldim araba hırsızlığı gibi işleri terk ettim ve daha büyük işler yapmaya başladım. Uluslararası piyasaya açıldık İngiltere dışına da uyuşturucu satmaya başladık. Fakat İngiliz Polisi bizim çeteye karşı bir operasyon düzenledi ve benimle birlikte 5 kişi tutuklandı.
"İSLAM HAPİSHANELERDE YAYILIYOR"
- Arap Basınından sık sık İngiliz ve Amerikan hapishanelerinde yatan mahkumların büyük bir kısmının İslam'a ilgi duyduklarını ve bir çok tehlikeli mahkumun hapishanede Müslüman olduğunu duyuyoruz. Sizin böyle bir gözleminiz oldu mu?
Evet bu haberler doğru… Ben hapishanede sadece 1 ay kaldım ve ilk mahkemede serbest bırakıldım. Suç işliyordum ama arkamda delil bırakmıyordum. Bu 1 ay içinde bir çok mahkumun elinde Kur'an gördüm. Dışardan tanıdığım birkaç meşhur uyuşturucu kaçakçısı vardı. Bu kişilerden biriyle hapishanede karşılaştım O da Müslüman olmuştu ve hayatını tamamen değiştirmişti. Benim ağabeyim de çok tehlikeli bir gangasterdi. Bir kişiyi öldürdüğü 3 kişiyi de yaraladığı için şu an İngiltere'de hapishanede yatıyor. Ağabeyim de hapishanede Müslüman oldu ve ismini Abdulhak olarak değiştirdi. Fakat ben cezaevinde İslam'la hiç ilgilenmedim benim düşüncem bir an önce dışarı çıkıp işlerime kaldığım yerden devam etmekti.
-Uyuşturucu kullananların nasıl bir dünyaları var? Bize bu dünyadan bahseder misiniz?
Uyuşturucu kullanmak insana başta biraz tad veriyor; fakat daha sonra büyük acılara neden oluyor. Bunu fark ettiğim için uyuşturucu kullanmayı bıraktım ve sadece satmaya uyuşturucudan büyük paralar kazanmaya başladım. Uyuşturucu kullananlar her geçen gün kötü bir sona doğru yaklaşırlar ve son derece acı dolu bir yaşamları vardır. Özellikle de bağımlıların… Uyuşturucu bağımlıları zamanla dünya ile olan bütün ilişkilerini keserler ve sadece uyuşturucuyu nasıl bulacaklarını düşünmeye başlarlar.
"İNSANİ ÖZELLİKLERİMİ KAYBETMİŞTİM"
-Uyuşturucu kullananların düştükleri durumu gördüğünüzde bir satıcı olarak vicdan azabı çektiğiniz anlar oluyor muydu?
Hayır olmuyordu. Uyuşturucu sattığım dönemler birçok insani özelliğimi kaybetmiştim ve sadece para kazanmayı düşünüyordum. İnsanların benim gözümde hiçbir değerleri yoktu. Allah'a şükürler olsun İslam sayesinde o kötü hayatı ve düşünceleri terk ettim.
-İslam'a karşı ilk defa ne zaman ilgi duymaya başladınız?
Uyuşturucu sattığım dönemlerde sürekli farklı kadınlarla birlikte oluyordum ve en iyi arabalara biniyordum. Bu yaşam uzun zaman bana cazip ve eğlenceli geldi. Belli bir zaman sonra ise içimde büyük bir boşluk oluşmaya başladı.
-Daha sonra ne oldu?
Malcom X'in hayatını anlatan bir film seyrettim. Bu film beni çok etkiledi ve
Malcom X'e hayran oldum. Bu filmi seyrettikten sonra Müslüman olmayı düşünmedim fakat İslam'ı kendime Hıristiyanlıktan daha yakın hissetmeye başladım. Zihnimde İslam siyahların Hıristiyanlık ise beyazların dini şeklinde bir düşünce oluştu. Beyaz İngilizleri hiç sevmiyordum onlarda bizi sevmiyorlardı ve siyah olduğumuz için bizi küçük görüyorlardı. Sonra Wu Tang Clag grubunun yaptığı hipap müzikleri dinlemeye başladım. Bu grubun elemanları Müslüman olduklarını söylüyorlardı fakat bazı ırkçı görüşleri vardı. Mesela Allah'ın siyah şeytanın ise beyaz olduğuna inanıyorlardı. Bu müzik grubunun elemanları Alijah Muhammed'in görüşlerine bağlıydılar. Yaptıkları parçalarda beyazları aşağılıyorlardı bu durum da bana zevk veriyordu. Pakistanlı bir arkadaşım bana önceden Hıristiyan bir din adamı iken daha sonra Müslüman olan Ahmed Dedad'ın konuşmalarını içeren bir video kaseti verdi. Bu Ahmed Dedad'ın konuşmalarını dinledikten sonra Hıristyanlığı tamamen terk etmeye karar verdim. Ahmed Dedad Hıristiyanların inançlarındaki yanlışları çok net bir şekilde ortaya koyuyordu.
-Bu dönem uyuşturucu satmaya devam ediyor muydunuz?
Evet. Ama bir arayış içine girmiştim. Uyuşturucu çetesindeki Pakistanlılara İslam'la ilgili sorular sormaya başladım. Pakistanlılar Müslüman olduklarını söylüyorlardı; fakat İslam'la ilgili pek fazla bilgileri yoktu. Bir Pakistanlı arkadaşım "Kur-an okursan Kur-an'da sorularının cevabını bulursun" dedi. Bunun üzerine bir Kur-an tercümesi aldım ve Kur-an tercümesini okumaya başladım. Önce Fatiha Suresini daha sonra Bakara ve Ali İmran Surelerini okudum. Bu sureler beni çok etkiledi ve Kur-an'ın Allah tarafından gönderildiğine inanmaya başladım.
-Kur-an'ın sizi bu kadar etkileyen yönü neydi?
Kur-an okumaya başlayınca Allah'ın Kur-an vasıtasıyla insanlarla konuştuğunu fark ettim. Daha önce İncil'in de bazı bölümlerini okumuştum; fakat Kur-an İncil'den çok farklıydı. Kur-an okudukça içimde büyük bir korku oluşmaya başladı.
"KUR-AN BANA GÜNAHLARIMI HATIRLATIYORDU"
-Nasıl bir korkuydu bu? Biraz açar mısınız?
Büyük günahlar işlemiştim ve Kur-an okudukça işlediğim günahları hatırlıyordum. Bu durum da beni çok rahatsız ediyordu. İçimdeki korku nedeniyle Kur-an okumayı terk ettim. Daha sonra 2 sene boyunca hiç Kur-an okumadım. İslam'la ilgili araştırma yapmaktan da vazgeçtim.
-Müslüman olmaya nasıl karar verdiniz?
Bir gece Pakistanlı bir arkadaşımızın evinde toplanmıştık. 4 arkadaş bir gün sonra satacağımız uyuşturucuları hazırlıyorduk. Kapı çalındı hemen uyuşturucuları sakladık. Gelen Osman adında sarıklı ve sakallı bir gençti. Tebliğ Cemaati'nden olan Osman bizim çeteden olan Pakistanlı arkadaşımızın tanışıydı. Bizi mescidde yapılacak sohbete davet etti. Ben ilk başta mescide gitmek istemedim; fakat Osman çok ısrar etti. Osman'ın ısrarı üzerine mescide gitmeye karar verdim ve mescidde sohbet veren hocayı dinledim. Hocanın anlattıklarının hepsi doğruydu. O an artık İslam'dan kaçamayacağımı ve Müslüman olmam gerektiğini bir kez daha hissettim. Mescidden eve dönünce tekrar Kur-an okumaya başladım. Kur-an'ı okudukça korkuyordum fakat Allah'ın her ne olursa olsun günah işleyenleri affedeceğini müjdeleyen ayetlerine rastladığımda rahatlıyordum ve içim huzur doluyordu. Müslüman olmaya karar vermiştim; fakat Müslüman olmak için kendimi hazır hissetmiyordum.
Niçin?
İslam'a tamamen zıt bir hayatım vardı bu hayatı ve çevremi birdenbire değiştirmenin çok zor olacağını düşünüyordum. Mescide gitmeye başladıktan 3 gün sonra bizim çeteye yönelik bir operasyon daha düzenlendi. Ben ve 2 kişinin dışında çetenin bütün üyeleri tutuklandı. Çetemiz bu operasyonla büyük bir darbe yiyince uyuşturucu satışına ara verdik. Bu benim için iyi bir fırsat oldu ve İslam'ı daha iyi öğrenmek için mesciddeki sohbetlere gitmeye başladım. Bu arada mescidde tanıştığım bir İngiliz Müslüman bana Harun Yahya'nın kitaplarının bir kısmını hediye etti. Bu kitaplar beni çok etkiledi Harun Yahya'nın kitapları sayesinde İslam ve Allah ile ilgili kafamı karıştıran soruların cevaplarını buldum ve Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldum. Müslüman olduktan sonra tasavvufa ilgi duymaya başladım ve Şeyh Habip'le tanıştıktan sonra Semaniye Tarikatına katıldım.
-İlk defa duyuyorum bu tarikatı.
Semaniye Tarikatı daha çok Afrika ve Yemen taraflarında yaygın olan bir tarikat.
"TASAVVUF RUHUN DOKTORUDUR"
-Niçin bir tarikata girme ihtiyacı duydunuz?
Çok berbat bir hayattan gelmiştim ve ruhum tamamen kirlenmişti. Tasavvuf sayesinde ruhum temizlendi ve nefsimle nasıl mücadele edeceğimi öğrendim. Tasavvuf bir anlamda hasta olan ruhumun doktoru oldu ve iç dünyamı keşfetmemi sağladı. Zikir törenlerine katıldığımda kalbimin rahatladığını hissediyorum. İnsan herhangi bir organında rahatsızlık hissettiğinde doktora ihtiyaç duyuyor. Tasavvuf da kalpte oluşan hastalıkları tedavi eder. Günümüzde insanların en çok ihtiyaç duydukları doktorlar ise Kur-an ve Sünnet üzere yaşayan büyük alim ve veliler.
-İslam'ın en çok sevdiğiniz yönü nedir?
Müslümanlar arasındaki kardeşlik. Müslümanlar birbirlerini seviyorlar ve birbirlerine karşılıksız yardımcı oluyorlar. Müslüman olduktan sonra İslam'ı daha iyi anlamak için mutlaka Arapça öğrenmem gerektiğini fark ettim ve Arapça öğrenmek için Yemen'e gittim. Yaklaşık 1.5 sene Yemen'de kaldım. Yemen'in güneyinde Hadra Mevt isimli bir bölge var. Hadra Mevt Halkı İslam'ı çok iyi yaşıyor buranın alimleri çok bilgili ve halkı da çok misafirperver. Müslümanların aralarındaki güzel kardeşliğe özellikle Yemen'de şahit oldum. Yemenliler fakirler ama dinlerine sağdıklar ve din kardeşliğine çok önem veriyorlar.
-Müslüman olmanız çevrendekiler tarafından nasıl karşılandı?
Müslüman olmam ve sonrasında kişiliğimde meydana gelen değişiklikler beni yakından tanıyanları bir hayli şaşırttı. Şartlarım çok iyiydi ve uyuşturucudan iyi para kazanıyordum. Böyle bir durumdayken her şeyi terk etmem özellikle eski suç ortaklarım tarafından çok garip karşılandı. Bendeki değişime en çok sevinen ise annem oldu. Hatta annem sık sık bana ; "Bu din senin gibi birisini bu kadar değiştirdiyse mutlaka haktır." diyor.
Michael Jackson Gizli Müslümanlardandı
Adnan Oktar: "Dünyanın en ünlü pop yıldızlarından olan ve esrarengiz bir şekilde vefat eden Michael Jackson gizli Müslümanlardandı".
Evrim Teorisini yerle bir ederek ateizmin putunu kıran ve insanlığın gözünün önündeki karanlık perdeyi açarak dünyayı bolluk ve berekete hazırlayan Adnan Oktar, Michael Jackson'ın aslında gizli Müslümanlardan olduğunu fakat bunu gizli istihbarat örgütlerinin deşifre ettiğini söyledi.
Michael Jackson'ın Müslüman olmasının İstihbarat birimleri tarafından deşifre edilmesinden sonra hakkında bir çok karalama kampanyası başlatıldığını ifade eden Adnan Oktar Jackson'ın ölümünün şüpheli olduğunu da ifade etti.
Sayın Adnan Oktar’ın Samsun Aks ve TV Kayseri’deki Canlı Röportajından (27 Ocak 2010)
SUNUCU: “Adnan Bey ben sizi Almanya’dan izliyorum. Sizin Michael Jackson hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum. Geçen günlerde ağabeyi Michael Jackson için ‘ölmeseydi Müslüman olacaktı. Davranışlarından ve yaşayışından bu anlaşılıyordu’ dedi. Hocam Michael Jackson’ın Müslüman olduğu haberleri zaten çıkmıştı. Acaba İslam’a yöneldiğini gizlemiş olabilir mi?” Zafer Alyılmaz.
ADNAN OKTAR: Michael Jackson, evet normalde kardeşinin böyle bir açıklama yapmasına da gerek yok. Normal Müslümandı o. Müslüman ülkelerinde gezinen, oralarda araştırmalar yapan, konuşan bir insandı. Son dönemde özellikle bu tavrını koyduktan sonra, Müslüman olduğunu hissettirdikten sonra ona karşı karşı atak gelişti. İftiralar başladı, olaylar başladı. Tek nedeni zaten onun Müslüman olduğunun gizlice bilinmesiydi. O açığa çıkartmadı, ama buna rağmen istihbarat örgütleri onu haber almışlardı. O yüzden o daha Müslümanlığını açıklamadan onu çökertmek istediler ve en sonunda da biliyorsunuz bir suikast sonucunda o çocukcağızı öldürdüler ve çok büyük bir zulümdür bu. Yani normal bir ölümle ölmedi. Suikast sonucu öldürüldü. Dolayısıyla, olayın perde arkasının iyi araştırılması lazım. Tek sebebi onun Müslüman olmasıdır. Ona karşı duyulan öfkenin kökeninde de bu vardır. Yani önce bir komplo yaptılar, oyun oynadılar, o olmadı. Arkasından da suikastle neticelendi, tam o Müslümanlığını açıklayacağı dönemdi yani ona hazırlık yapıyordu. Böyle bir olayla karşılaşıldı.
ÜNLÜLERİN FOTOĞRAFÇISI NICOLE QUEEN MÜSLÜMAN OLDU
ABD'nin ünlü 'paparazzi'si Müslüman oldu
Teksaslı fotoğrafçı Nicole, YouTube'da İslam'ı anlatan videolar sayesinde Müslümanlığı kabul edip kurtuluşa erdi.
Amerika'daki ünlülerin özel fotoğrafçısı ya da başka bir ifadeyle 'paparazzi'si Nicole Queen, Müslüman oldu. Aralarında Justin Timberlake'in de bulunduğu pop starların ve sporcuların fotoğraflarını çeken Queen'in kareleri Amerika'nın en çok okunan magazin dergilerinin vazgeçilmeziydi.
Amerikalı ünlülerin fotoğrafçısı Nicole Queen, uyuşturucu bağımlısı genç bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelir. Annesi uyuşturucu sattığı için tutuklanıp 30 yıl hüküm giydiğinde henüz 4,5 yaşındadır. Sonra abisiyle birlikte annesinin kuzenine evlatlık olarak verilir. Evlatlık verildiği ailenin yanında çok zor günler geçiren Queen'in anneannesinden öğrendiği bir alışkanlığı vardır. Her pazar otobüse binerek kiliseye gider. Bu durum 17 yaşına kadar devam eder. 17'sine geldiğinde bir apartman dairesi kiralayıp tek başına yaşamaya başlar. Hem okur hem de çalışıp kirasını öder. Bir fotoğraf stüdyosunda makyöz olarak iş hayatına atılan Queen, bir süre sonra fotoğraf çekmeye başlar. Sonra menajerlik yapar. Amerika'nın değişik kentlerine gidip fotoğraf stüdyoları kurar. Tam beş yıl şehir şehir dolaşır. Yorulduğunu farkettiğinde Dallas'a geri döner. Burada kendisine bir stüdyo açarak meşhur W otelindeki Ghost Bar'da ünlülerin katıldığı davetlerde işini yapmaya devam eder.
"Hayatta tek kişi umurumdaydı: BEN"
Queen'in fotoğrafçılığını yaptığı ünlüler arasında Justin Timberlake, Owen Wilson ve Kate Hudson gibi dünyaca ünlü isimler var. Onlarla birlikte birçok ünlü sporcu ve pop starın da fotoğraflarını çekme imkanı bulur. Zamanla sadece burada değil, ünlülerin gittiği diğer eğlence merkezlerinde de fotoğraflar çeker ve bunlar her hafta hem Dallas'taki gazetelerde hem de People ve Paper City gibi dergilerde yayınlanır. Dünyaca tanınan Vogue dergisinde yayınlanınca Queen'in ünü daha da artar. Çevresi genişler. "Her istediğim partiye girebilirdim ve her gittiğim partide muhakkak bir arkadaşla karşılaşırdım. Aşırı seksi, dekolte kıyafetler giyiyor ve bir ton makyaj yapıyordum. Çok popülerdim. Çoğu zaman hayranlarımla karşılaşıyordum. Benimle fotoğraf çekiliyor ve bunları myspace ya da facebookta yayınlıyorlardı. İçtim, eğlendim... Hayatta tek bir kişi umurumdaydı: BEN." diyen Queen, zaman içerisinde içinin sıkıldığını, yaptığı işin hayatını ve özellikle de ruhunu yıpratmaya başladığını fark eder. Queen, o günleri için 'Fena bir hayat tarzı bu.' diyor.
Bir gün Justin Timberlake ile gittiği partide kalabalıklar etraflarını sarar. O zamanki halini şöyle anlatıyor; "Magazincilerin flaşları patlıyordu, üç poz çekip makineyi boynumdan indirdim. Artık devam edemeyecektim. Kendimi çok kötü hissettim. İnsanların çığlıkları, flaş patlamaları, etten duvar ören bodyguardların hali, bağırıp duran menajerler... Justin Timberlake'in normal bir yaşam tarzı sürememesinin sebeplerinden biri de benim. 'Hayatımda güzel olan nedir' diye merak etmeye başladım. Etrafımdakilere iyilik olarak ne yapıyordum ki? Hiçbir şey... Sadece eğlenen ve içen insanların resmini çekiyordum. Wow! İşte bu da benim Amerika'ya katkımdı; dünyayı daha materyalist ve boş bir yer yapmak için!"
"İslam'ı YouTube'dan öğrendim"
O geceden sonra kim olduğunu, hayatta neler yaptığını, dünyaya niye geldiğini sorgulamaya başlamış Queen. Gece kulüplerinin yüksek sesli müziği, eğlenen insanların çığlıkları sürekli kulağında yankılanır, uykuları kaçar. İşte bu sırada kendine bir soru sorar: "Allah'a hayatını açıklamak zorunda kaldığında ne diyeceksin? Aman Allah'ım ne diyebilirim ki: mmm, üzgünüm Allah'ım ama çok meşgulüm, içki içmekten ve insanlarla takılmaktan Seni düşünmeye hiç ayıracak vaktim olmadı. Başkalarına yardım edecek vaktim de..."
Böyle düşündüğü dönemde bir arkadaşı, youtube'da bazı videoları seyretmesini tavsiye eder. Bu, Müslüman olan Teksaslı bir papazın, Yusuf Estes'in videosudur. Estes, artık sabahları uyandığında hayatın daha anlamlı hale geldiğini söyler. Queen'e göre "Ah, söyledikleri kulağa ne kadar hoş geliyor." Artık gece işten geldikten sonra internete girip güneş doğana kadar araştırma yapmaktadır. İslamiyet'i kabul eden insanları dinler. Bunlardan biri de Yusuf İslam'dır. "Yusuf İslam'ın Müslüman olmasının sebepleri benim sebeplerimle aynıydı. Aman Allah'ım sonunda aradığımı bulabildim!" diyen Queen, şöyle devam ediyor: "Hatırlıyorum, bir arkadaşım (şimdiki eşim) bana o zaman şöyle demişti: 'Seni çekici ve hoş bulan insanlar kim ki? Ne tip insanlar onlar? Onlar aynı senin gibi tipler, hayatta sadece kendini düşünen ve başka bir idealleri olmayan insanlar'. Bu sözler çok acıydı. İçimi parçaladı. Fakat arkadaşım geçiş dönemimde benim en büyük destekçim oldu. Bir gün evime yakın bir camide yeni Müslüman olanlara verilen derse katılmak istedim. Üstüme giyecek uygun bir kıyafet bulmak için dolabıma baktım. İyi şanslar! İşte o gün delirdim. Dekolte ve seksî kıyafetler ve dar kot pantolonlardan başka bir şey yoktu. Ağlamaya başladım. Nasıl bir hayatım vardı? Kıyafetlerimin çoğunu büyük bir utançla atmaya başladım. Sonra da 2007'nin nisan ayında şehadet getirip Müslüman oldum."
"Eski arkadaşlarıma gelince..."
Queen, Müslüman olduktan sonra gittiği işlerde ve mekanlarda daha seçici davranır. Eski arkadaşlarıyla irtibatı kesmez ama mesela onlarla artık bara gitmez. Evlenir. Eşinin ailesiyle tanışmaya Ürdün'e gittiğinde başını örter. Başörtülü olarak toplumda gezmek onu çok rahatlatır. Dallas'a döndüğünde de başını açmaz.
Queen fotoğrafçılığa devam ediyor. Ama kendi deyimiyle 'daha temiz işlerde' çalışıyor. Eskisi gibi kulüplerde ya da çılgın partilere gitmiyor. Şimdi daha çok vakıf toplantılarında ve düğünlerde fotoğraf çekiyor. Ayrıca Müslüman Amerikan Derneği ve İslamiyeti Kabul Eden Hanımlar organizasyonlarında faal olarak çalışıyor. Bazen okullara gidip İslamiyet'i anlatıyor.
Nicole Queen: "Çok mutlu bir evliliğim var. Allah'ın rahmetiyle ailemize yeni bir fert katılması için ümit ediyoruz. Arkadaşlarımızla akşam yemeklerine gidiyoruz. Eşimle göl kenarında piknik yaparken güneşin batışını seyrediyoruz. Eşimin iş yerinin davetlerine katılıyoruz. Eski gece partilerinin ve bencil insanların muhabbetlerinin yerini işte bunlar aldı. Bence çok güzel bir değiş tokuş."
ÜNLÜ AKTÖR WILL SMITH MÜSLÜMAN OLDU
Hollywood'un ünlü aktörlerinden Will Smith, Müslüman oldu. Smith'in İslamiyet ile efsanevi boksör Muhammed Ali vasıtasıyla tanıştığı ve ünlü boksörün hayatından etkilenerek Müslüman olduğu belirtildi.
Kuzey Amerika Müslüman Teşkilatı Başkanı Sofian Zakkout, "Muhammed Ali, örnek bir Müslüman şahsiyet. O burada İslamiyet'in sözcülüğünü yaptı. Eğer Smith, Ali'nin görevini sürdürebilirse bu gerçekten muhteşem olur" dedi. Zakkout, "İslam barış ve kardeşlik dini. Eğer Muhammed Ali ve Smith gibi iyi insanlar bu mesajı taşırlarsa İslam daha iyi anlaşılır. Bu tüm dünya Müslümanları için gerçekten olumlu bir mesaj oldu" diye konuştu.
Smith, NBC televizyonunda yayınlanan "Bel-Air'ın Yeni Prensi" adlı dizi ile kariyerine başlamış, daha sonra bir çok filmde görev almış ve Six Degrees of Separation (1993), Bad Boys (1995) ve Independence Day (1996) adlı filmlerde eleştirmenlerden büyük not almıştı.
1 Mart 2010 Pazartesi
1980'lerden GÜNÜMÜZE DÜNYADA DİN AHLAKI'NIN YÜKSELİŞİ
Dinsizliği telkin eden tüm ideolojiler, son 30 yıl içinde fikren ve ilmen nasıl mağlup oldular?
Dinsizliğin teorisyenlerini, bugün içinde bulundukları çaresizliğe ve ümitsizliğe sürükleyen ne oldu?
İslam ahlakının özlemle beklenen yeryüzü hakimiyetinin müjdesi ve bu soruların cevabı niteliğindeki bazı gelişmeleri bu ayki kapak yazımızda biraraya getirdik.
Son 30 yıl içinde Türkiye başta olmak üzere tüm dünyada düşünce alanında çok önemli değişiklikler oldu. 19. yüzyılın insanlığa büyük belalar getiren din karşıtı çarpık ideolojileri ve bunların çürük temelleri birer birer yıkılırken, dört kıtada milyonlarca insan büyük bir hızla din ahlakına yönelmeye başladı. Peki bu önemli değişikliğin meydana gelmesine vesile olan faktörler nelerdi?
İnsanlık tarihinde önemli dönüm noktaları vardır. Şu anda bu dönüm noktalarından birinde yer alıyoruz. Kimileri henüz bunun idrakinde olmasa da, dikkatli bir gözle bakıldığında son 30 yıldır dünya genelinde çok büyük bir değişim yaşanıyor: 19. yüzyıldan bu yana toplumsal, siyasal ve bilimsel alanda etkin olan ve dinsizliği telkin eden tüm ideolojiler, tüm çırpınışlara rağmen büyük bir hızla çöküyor.
Ateizmin çöküşü din ahlakının yayılışını müjdeliyor
Din ahlakının dünya genelindeki yükselişine temel hazırlayan en önemli faktörlerden biri hiç şüphe yok ki, ateizmin çökmesidir. İnsanlık tarihini inceleyen, özellikle de fikri ve sosyal boyutta inceleyen hemen herkes, 19. yüzyılın gelecek dönemlerde yaşanacak manevi çöküşün ilk adımlarının atıldığı bir devir olduğunu kabul edecektir. Bu devrin en önemli özelliği, ateizmin yani Allah'ı inkar düşüncesinin (Allah’ı tenzih ederiz.) güç kazanmasıydı. Ateizm, elbette eski çağlardan beri var olmuştu. Ancak bu fikrin asıl yükselişi, 18. yüzyıl Avrupası'ndaki bazı din karşıtı düşünürlerin savunduğu sapkın felsefelerin yayılmasıyla ve siyasi sonuçlar vermesiyle başladı. Diderot, Baron d'Holbach gibi materyalistlerle başlayan bu fikirler, 19. yüzyılda daha da yaygınlaştı. Feuerbach, Marx, Engels, Nietzsche, Durkheim, Freud gibi düşünürler, ateist düşünceyi farklı bilim ve felsefe alanlarına uyguladılar.
Ateizme en büyük desteği sağlayan kişi ise, yaratılışı reddeden ve buna karşı evrim teorisini öne süren Charles Darwin oldu. Darwinizm, ateistlerin asırlardır cevap veremedikleri "Canlılar ve insan nasıl var oldu?" sorusuna, bilimsellikten ve mantıktan son derece uzak, ilkel bir açıklama getirmeye çalıştı. Bu; tüm canlı varlıkların tesadüfler sonucunda canlandığı ve sonra da ondan milyonlarca farklı canlı türünün türediği iddiası idi. Bu düşünceye de materyalist kesimden taraftarlar buldu.
19. yüzyılın sonlarında, ateistler, kendilerince her şeyi açıkladığını sandıkları bir "dünya görüşü" oluşturmuşlardı: Tarih ve sosyolojinin Marx ve Durkheim, psikolojinin ise Freud tarafından ateist temellerde açıklandığını zannediyorlardı. Oysa bu görüşlerin her biri, 20. yüzyıldaki bilimsel, siyasi ve toplumsal gelişmelerle yıkıldı. Astronomiden biyolojiye, psikolojiden toplumsal ahlaka kadar pek çok farklı alandaki bulgu, tespit ve sonuçlar, ateizmin tüm varsayımlarını temelinden çökertti.
Amerikalı yazar Patrick Glynn, 1997'de yayınlanan God: The Evidence, The Reconciliation of Faith and Reason in a Postsecular World (Allah'ın Delilleri, Sekülerizm Sonrası Dünyada Akıl ve İnancın Uzlaşması) isimli kitabında, bu konuda şu yorumu yapar:
“Geçen iki onyılın araştırmaları, daha önceki neslin seküler (din karşıtı) ve ateist düşünürlerinin Allah hakkındaki tüm varsayımlarını ve öngörülerini tersine çevirmiştir. (Söz konusu) düşünürler, bilimin evrenin daha da mekanik ve rastlantısal olduğunu ortaya çıkaracağını sanmışlar; ancak bilim, evrende olağanüstü bir “yaratılış” ve hiç beklenmedik hassas düzenin boyutlarını keşfetmiştir.”
Darwinizm artık tükenmiş, Darwinistler ve materyalistler, kamuoyu önünde küçük düşmüşlerdir. Artık bu anlamsız gurur ve inattan vazgeçmeli, 150 yıllık bu büyünün etkisinden artık kurtulmalıdırlar. Canlı ve cansız her şeyi Yüce Allah yaratmıştır.
Din karşıtı ideolojilerin ortak yönü ve komünizmin çöküşü
Komünizm, faşizm, masonizm, materyalizm gibi diğer din karışıtı tüm ideolojilerin ortak yönü İlahi dinlere ve onların getirdiği ahlaki değerlere karşı olmalarıdır. Bu karşıtlığın temel dayanak noktası ise Darwin'in evrim teorisidir. Bu teori, Marx'ın ifadesiyle komünizmin "doğa bilimleri açısından temeli"dir. Bu doğrultuda;
* Engels diyalektik materyalist öğreti açısından Darwin'i Marx'la eşdeğer görmüştür.
* Lenin ve Trotsky Darwin'den etkilenmişler, Stalin genç bir din adamı iken Darwin'i okuduğu için ateist olmuştur.
* Mao'nun ve Çin komünizminin entelektüel temelleri tamamen Darwinizm'de gizlidir.
* 1968'de dünyayı sarsan Marksist öğrenci hareketinin lideri Herbert Marcuse de yine Darwinizm'den ve özellikle Darwin'in "uygun olanların hayatta kalması" fikrinden etkilenmiş bir ideologtur. 1
Darwinizm'i kendisine rehber eden sosyalistler sıralandığında ise; Karl Kautsky ve Eduard Bernstein gibi revizyonist Marksistler ve İngiliz solunun kaynağı sayılan ünlü "Fabian Society"nin kurucuları gibi geniş bir yelpaze çıkmaktadır. 2
Tüm bu din karşıtı ideolojilerin öncüleri, dini inançları ve değerleri kendileri için engel olarak görmüşler ve Darwinizm'i bu inanç ve değerleri ortadan kaldırmak için bir silah olarak kullanmışlardır.
Komünizm ideolojisi, bunun önemli örneklerinden biridir. Komünizm 19. yüzyıldaki ateist sapmanın en önemli siyasi sonucu sayılabilir. İdeolojinin kurucuları olan Marx, Engels, Lenin, Troçki veya Mao, ateizmi en temel prensip olarak benimsemiş, toplumlara büyük baskı uygulamış ve hatta toplu kıyımlar gerçekleştirmişlerdir. Ama bu kanlı sistem, 1980'lerin sonunda ani bir çöküş içine girmiştir. Bu çöküşün temellerini incelediğimizde ise, aslında çökenin ateizm olduğunu görürüz.
1980’lerde dünyanın içinde bulunduğu duruma kısa bir bakış
*1970'lerin sonunda dünya genelinde pek çok ülke çeşitli illegal Marksist-komünist organizasyonların etkisi altındaydı. Bu durum, etkisini genişletmek suretiyle 1980'lerde de devam etti.
* Komünizm, pek çok ülkede gerilla mücadelelerine, kanlı terör eylemlerine ve iç savaşlara neden oldu. Bu yıllarda milyonlarca insan, komünist gerilla gruplarının, terör örgütlerinin kurşunlarına hedef oldu veya hedef olma korkusu altında yaşadı.
* Toplumlara Allah'ın varlığını inkar eden, Allah'ın bildirdiği din ahlakından uzaklaşarak her türlü manevi ve ahlaki değeri hiçe sayan acımasız bir yaşam sunuldu.
* Komünist rejimler ateizmin topluma benimsetilmesini ve dini inançların yok edilmesini öncelikli bir hedef olarak belirlemişlerdir. Stalin Rusyası başta olmak üzere, Kızıl Çin, Kamboçya, Arnavutluk ve bazı Doğu Bloku Ülkeleri’nde başta Müslümanlar olmak üzere dindarlara karşı büyük baskılar uygulandı, hatta toplu kıyımlar gerçekleştirildi.
* Filistin'de, Çeçenistan'da, Keşmir'de ya da Doğu Türkistan'da her gün birkaç kişinin ölmesi, "sıradan bir haber" haline geldi.
1980'lerde Türkiye'de ortam nasıldı?
1960'lı ve 70'li yıllarda Türkiye'de komünist bir devrim yapma hayaliyle devlete karşı silaha sarılan örgütler, ülkeyi karanlık bir terör ortamına sürüklediler. Komünist terör, 1980 sonrasında ise, bölücülük akımıyla birleşti ve onbinlerce vatandaşımızın ölümüne, polis ve askerimizin şehit olmasına neden oldu.
Terörün hüküm sürdüğü, ateist ve materyalist akımların geniş çapta bir hakimiyet oluşturduğu 1980'li yıllarda dindar insanlar da, inançlarından dolayı taciz ediliyorlardı. O yıllarda Türkiye’de pek çok genç insan, ideolojik gerilimler yüzünden acımasızca katledilmekteydi. Üniversitelerde özellikle akademisyenler ve öğrenciler arasında saldırgan ateist ve materyalist akımlar hakimdi. Hatta, öğretim üyelerinin bir kısmı, derslerinde konuyla bağlantısız olmasına rağmen hemen her fırsatta materyalist felsefe ve Darwinizm’in propagandasını yapıyorlardı.
Dini ve ahlaki değerlerin neredeyse bütünüyle reddedildiği, materyalist görüşün kontrolündeki bu yıllarda, Marksist-komünist fikirlerin etkisi altında kalan kimseler dini konularda adeta tartışmaya can atıyorlardı. Onları bu konuda hevesli hale getiren en önemli faktör ise karşılarında, dinsiz akımlara karşı sürdürülmesi gereken fikri mücadele konusunda yeterli bir donanıma sahip olmayan insanların bulunmasıydı.
Ancak, inkara dayalı olan batıl felsefe ve ideolojilerde yer alan çıkmazlar, çelişkiler ve yalanlar konusunda insanlar bilinçlenmeye başladıkça bu durum tam tersine dönmeye başladı. Peki bu bilinçlenme nasıl gerçekleşti?
Son 30 yıl içinde hangi gelişmeler oldu?
Başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada son 30 yıldır Darwinizm'e karşı çok kapsamlı bir ilmi mücadele devam etmektedir. Bu mücadele insanların imana yönelmelerine, milli ve manevi değerlerine sahip çıkmalarına ve Darwinizm'in büyüsünden kurtulmalarına vesile olmuştur. Özellikle Türkiye'de bu mücadele çok güzel sonuçlar doğurmuş, Türk gençliği, milli ve manevi değerlerine sahip çıkarak, ateist ve bölücü ideolojilere yönelmekten kurtulmuştur.
Evrim teorisinin aldatmacaları konusunda bilinçlenen insanlarımız, etrafımızı saran yaratılış delilleri hakkında da bilgi sahibi olmuşlardır. Bu ilmi mücadele, dünya çapında da etkisini göstermektedir. Son yılarda dünya toplumlarının yaşadığı din ahlakına yöneliş bugün artık açıkça görülen bir gerçektir. Yapılan araştırmalar, düzenlenen kamuoyu yoklamaları dini değerlerin insanların hayatında çok önemli bir yer tuttuğunu, eskiye kıyasla çok daha fazla insanın dini değerlere önem vermeye başladığını ve maneviyata yöneldiğini göstermektedir.
Darwinizm’in Taraftarları
150 yıldır dünyayı bu şekilde kana bulayan komünist ideoloji, her zaman için Darwinizm'le içiçe oldu. Bugün de Darwinizmin en ateşli savunucuları komünistler ve ateistlerdir. Hemen her ülkede, evrim teorisini ısrarla savunan çevrelere bakıldığında, Marksistlerin hep en ön safta oldukları görülür. David Jorafsky, Sovyet Marksizmi ve Doğa Bilimi isimli kitabında bu ilişkiyi şöyle açıklar:
"Bilimsel yetersizliğine rağmen evrimin ileri sürdüğü bilimsel karakter her türlü Allah karşıtı sistemi ve uygulamaları haklı çıkarmak için kullanıldı. Şimdiye kadar bunlardan en başarılısı komünizm gibi gözüküyor ve bütün dünyadaki taraftarları komünizmin evrim bilimini temel aldığını söylenerek kandırılmışlardır." (David Jorafsky, Soviet Marxism and Natural Science, (1961), s.4)
Buna vesile olan bilimsel gelişmelerin, hep aynı dönemde, yani 1970'lerin ikinci yarısından itibaren başlamış olması ise oldukça ilginç bir durumdur. "İnsani İlke" kavramı ilk kez 70'lerin ortasında ileri sürülmüştür.
Darwinizm'e yönelik bilimsel eleştirilerin bilim dünyası içinde yüksek sesle dile getirilmesi, 70'lerin sonlarında başlamış bir süreçtir. Freud'un ateist dogmasına karşı psikoloji dünyasındaki eleştirilerdeki dönüm noktası ise, M. Scott Peck'in 1978'de yayınlanan The Road Less Traveled adlı kitabıdır. Glynn, bu nedenle 1997 basımı kitabında "son iki on yıl içinde, çok uzun zamandır egemen olan din dışı dünya görüşünün temellerini sarsan yeni kanıtlar"dan söz etmektedir. 3
Kuşkusuz ateist dünya görüşünün sarsılması, yerine başka bir "yapı"nın egemen olması anlamına gelmektedir ki bu da, din ahlakıdır. Dünya, 1970'lerin sonlarından (veya bir başka ifadeyle Hicri 14. asrın başlarından) itibaren "maneviyatın yükselişi"ne sahne olmaktadır. Diğer sosyal süreçler gibi bu da bir günde değil, uzun bir zaman dilimi içinde gerçekleştiği için çoğu kimse bunu fark edemiyor olabilir. Oysa gelişmeleri biraz daha dikkatli değerlendirenler, dünyanın fikri alanda büyük bir dönüm noktasında olduğunu görmektedirler.
İslamiyet’e Yoğun İlgi
Uzun bir süredir dünya çapında yaşanan dini ve manevi değerlere dönüş süreci açıkça gözlemlenebilmektedir. Bazen bir gazete kupüründe, bazen bir televizyon haberinde duymaya başladığımız bu yönelişle ilgili gelişmeler art arda sıralandığında, yaşananların ne kadar olağanüstü olduğu görülecektir. Çoğu zaman sadece gündem maddelerinden herhangi biri gibi sunulan bu gelişmeler, aslında İslam ahlakının dünyaya çok hızlı bir şekilde yayılmaya başladığının çok önemli işaretleridir. Tüm dünyada olduğu gibi Avrupa'da da İslamiyet hızlı bir yükseliş içerisindedir ve bu yükseliş özellikle birkaç yıldır daha çok dikkat çekmektedir. Son yıllarda 'Avrupa'da İslam'ın yükselişi', 'Müslümanların Avrupa'daki konumu' gibi ana başlıklar altında toplanabilecek pek çok tez, araştırma ve makale yayınlanmıştır. Akademisyenler tarafından hazırlanan bu yayınların yanı sıra medya da, İslam ve Müslümanlar konusunu oldukça sık ele almıştır. Bu ilginin temelinde hiç şüphesiz Müslümanların sayısının gittikçe artıyor olması yer almaktadır.
Günümüz dünyasındaki durum
Günümüzde komünizm, faşizm, materyalizm ve bunları doğuran Darwinizm, çoktan çöktüğü halde, cahil, yeni bilgilere kapalı, eğitimsiz, kitaptan, bilgiden korkan bir kısım insanlar, birbirlerini teselli etmeye çalışarak batıl, ölü fikirlerini inatla ayakta tutmaya çalışmaktadırlar. Ancak artık evrim teorisinin savunucuları, onu ancak ideolojik olarak benimseyen ve sayıları giderek azalan felsefi materyalistlerle sınırlı kalmıştır.
* Ülkemiz başta olmak üzere tüm dünya genelinde kamuoyu evrim teorisiyle ilgili gerçekleri öğrenmekte, tarihin en büyük bilim sahtekarlığı olarak ortaya çıkan bu yanılgıdan yüz çevirmektedir.
* Tüm dünyada evrimciler, Darwinizm'in bir oyun olduğunu dehşet ve hayretle anlamışlar, 140 yıldır aldatılmış olmanın şokunu yaşamaya başlamışlar ve can havliyle, zavallıca, ümitsiz bir çırpınış içine girmişlerdir. Evrimciler 1980'li yıllarda son derece kendilerinden eminken şimdi gariban ve ezik bir konuma gelmişlerdir.
* Evrim teorisinin ülkemizdeki bir avuç savunucusundan olan Prof. Erksin Güleç ile yapılan ve Hürriyet gazetesinin 14 Ocak 2007 tarihli Pazar ilavesinde yayınlanan bir röportajdaki ifadeler, Yaratılış gerçeği karşısında yenilgiye uğrayan evrimcilerin hüsran ve yıkım psikolojisinin açık izlerini taşımaktadır. Prof. Güleç, kendisine sorulan "Bir ankete göre Türkiye’deki biyoloji ve fen öğretmenlerinin yarısından fazlası evrim kuramını ya tam olarak ya da hiç benimsemiyor. Bu sizce tedirgin edici mi?" sorusuna "Sinir bozucu!" şeklinde cevap vermekte, evrimcilerin ülkemizdeki yenilgisinin kendisi üzerinde nasıl bir etki meydana getirdiğini itiraf etmektedir.
Newsweek araştırdı: ABD'lilerin yüzde 91'i Allah'a inanıyor
Haftalık haber dergisi Newsweek'in 31 Mart 2007 tarihli sayısında derginin yaptığı inanç anketinin sonuçlarına yer verildi. Bu son kamuoyu araştırması, Amerikalı yetişkinlerin yüzde 91'inin Allah'a inandığını ve yaklaşık yarıya yakının da evrimi reddettiğini gösterdi. Newsweek'in 2004 yılında yaptırdığı araştırmada, Allah'a inananların oranı yüzde 84 çıkmıştı.
Ülke genelinde 18 yaş üstü 1004 kişi üzerinde yapılan ankete göre;
* Amerika'da Allah'a inananların ve kendilerini inançlı olarak tanımlayanların oranı artıyor.
* Yetişkinlerin 10'da 9'u ( yüzde 91) Allah'a inanıyor.
* Hemen hemen yüzde 87'si dini bir inanç sahibi.
* Derginin anketine katılanların yüzde 62'si, ateist politikacılara oy vermeyeceğini açıkladı.
* Ankete cevap verenlerin yüzde 82'si Hıristiyan olduğunu belirtti. Ankete cevap veren Hıristiyanların yaklaşık yarıya yakını ise (yüzde 48) evrimi reddettiğini söyledi.
* Kolej mezunlarından yüzde 34'ü İncil'deki yaradılışa inandığını açıkladı.(http://www.msnbc.msn.com/id/17875540/site/newsweek/)
* Türkiye'deki az sayıda evrim savunucularından bir diğeri olan Prof. Ali Demirsoy da, Geo dergisinin Nisan 2007 sayısında kendisiyle yapılan bir röportaj da evrimcilerin son yıllarda yaşadıkları büyük yenilgiyi şu sözleriyle dile getirmektedir:
“Bırakın öğrencileri, evrim dersi veren hocaların dahi düşüncelerini değiştiremedim. Hatta bu konuda çok sayıda kitap yazmış bir hoca bir gün bana “Ali, sen gerçekten bu evrime inanıyor musun?” dedi.
... ( Demirsoy kendi kitabı Kalıtım ve Evrim’den bahsedip şöyle devam ediyor) Yaratılış kuramı Tanrısal kelam olarak toplumu etkisi altına almış vaziyette. Nitekim üniversitelerde yapılan bir araştırmaya göre; öğrencilerin %70’i evrime inanmıyor, yüzde 20’si yetersiz buluyor; ancak %5’i inanıyor. Türk toplumunun evrime bakışı diye bir bakış zaten söz konusu değil. Yüzde bir-iki adamın evrim kuramını sindirmesi veya biraz anlaması, toplumun da anladığı anlamına gelmez. Türk toplumu evrim kuramına yabancıdır.”
*Gerçekten de bugün Türkiye, dünyanın Darwinizm karşıtı bir numaralı ülkesidir. Türk halkı Darwinizm'in aldatmacalarına karşı bilinçlenmiştir ve yapılan araştırmalar da bu gerçeği açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu gerçeğin Batıda yayınlanan en ciddi dergi ve gazetelerde yer alması ise yerli evrimcileri adeta çileden çıkarmış, materyalist çevrelerde büyük bir panik havasının hakim olmasına neden olmuştur.
* Yaratılış Gerçeği’yle ilk kez bu kadar net ve itiraz edilmez şekilde karşılaşan tüm dünyadaki evrimciler ne yapacaklarını şaşırmışlardır. Fikire, fikirle karşılık veremeyenlerin aczini gösteren bu durum, gerçekte materyalizmin çöküşünü müjdelemektedir. Allah’ın izniyle 21. yüzyıl insanlığın altın çağı olacak, din ahlakına karşı olan tüm akımlar, inananlar tarafından fikren bertaraf edilecektir.
Dünya Medyasından Örnekler
1980’li yıllardan günümüze medyada Allah inancının arttığına ve din ahlakının yayıldığına dair yayınlanan haberlerden seçtiğimiz bazı örnekler:
* "İslam, Amerika'da en hızlı büyüyen din" (NEW YORK TIMES, 21 Şubat 1989, s.1)
* "İslam Amerika'da en hızlı büyüyen din. Birçok insanımız için bir yol gösterici ve denge unsuru." (LOS ANGELES TIMES, 31 Mayıs 1996, s.3)
* "Her on Amerikalı'dan dokuzu Allah'a dua ediyor" (http://www.internetbookinfo.com/
* "Bilim Allah'ı buluyor" (NEWSWEEK, Temmuz 1998)
* "Müslümanlar dünyanın en hızlı büyüyen grubu" (USA TODAY, 17 Şubat 1989)
2000-2007 yılları Arasında:
* “İslamiyet Avusturya’da en hızlı yayılan din” (http://www.islamonline.net/)
* “Rusya’da Müslüman nüfus artıyor” (http://www.voanews.com/english/portal.cfm)
* “Almanya'da İslam'a yöneliş” (www.berlinonline.de/berliner-zeitung/index.php)
* “Çin'de Allah inancına yöneliş artıyor” (http://www.yeniasya.com.tr/2007/02/08/dunya/h11.htm)
* “Danimarka'da Kur'an-ı Kerim yok satıyor” (http://www.la-croix.com/)
* “İtalyan devlet okullarında İslam öğretiliyor” (http://www.islamonline.net/)
* “Hacca giden Rus Müslüman grubu kalabalıklaştı” (http://www.religio.ru/news/islam/13961.html)
* “Avrupa’nın dini İslam olacak” (CNSNews.com, 02 Mart 2007)
Sonuç: İnsanlık Allah'a Yöneliyor
İnsanlığın Allah’a ve din ahlakına yöneldiğinin açık delilleri, sadece burada aktardığımız örneklerle sınırlı değildir. Devlet adamlarından, tanınmış simalara ve sinema yıldızlarına kadar toplumun her kesiminde insanlar eskisine göre çok daha dindardır. Uzun yıllar yanlış düşünceleri savunduktan sonra, gördüğü gerçekler karşısında Allah'a iman eden pek çok insan vardır.
Dünyanın pek çok ülkesinde yaşanan dini bilinçlenme, dünya tarihinde yeni bir döneme girildiğinin de en önemli işaretlerindendir. Yaşadığımız dönem, önemli bir dönemdir. Asırlardır insanlara "akıl ve bilimin yolu" gibi gösterilmek istenen ateizmin büyük bir akılsızlık ve cehalet olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bilimi kendisine araç edinmek isteyen materyalist felsefe, bilimin kendisi tarafından çürütülmektedir. Ateizmden kurtulan dünya, Allah'a ve din ahlakına yönelmektedir.
Kuşkusuz bu dönemde Müslümanlara önemli görevler düşmektedir. Müslümanlar; dünyadaki bu büyük fikri değişimin farkında olan, onu yorumlayan, teknolojinin vesile olduğu fırsat ve imkanları çok iyi kullanan, bu yolla hakikati en iyi ve etkili şekilde temsil eden insanlar olmalıdırlar. Dünya üzerindeki asıl fikri çatışmanın ateizm ile iman arasında olduğunu bilmelidirler.
“Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile.” (Saff Suresi, 8-9)
www.HarunYahya.net
